"Yeni bir siyasi tablo ortaya çıkıyor"

Ufuk Turu
-
Aa
+
a
a
a

Ufuk Turu'nda Ahmet İnsel, Ermenistan seçimlerinin sonuçlarını, Paşinyan'ın yeniden iktidarını korumasını, Azerbaycan'la barış sürecini, Türkiye ile normalleşme politikalarını ve Peru seçimlerindeki başa baş yarışı değerlendirirken; ayrıca Kolombiya'da yaklaşan ikinci tur seçimleri öncesinde aşırı sağın yükselişini ve solun seçim stratejisini ele alıyor.

""
Ufuk Turu: 14 Temmuz 2026
 

Ufuk Turu: 14 Temmuz 2026

podcast servisi: iTunes / RSS

Ömer Madra: Günaydın Ahmet, merhabalar!

Ahmet İnsel: Günaydın!

Özdeş Özbay: Günaydın!

A.İ.: Günaydın!

Ö.M.:Ufuk Turu’nu Ermenistan seçimleriyle mi başlatalım?

A.İ.: Evet, Ermenistan’da Pazar günü parlamento seçimleri yapıldı. 2022’de yapılan son seçimlerden sonra bu, Ermenistan açısından son derece önemli bir seçimdi. Çünkü o seçimlerin ardından Dağlık Karabağ, Azerbaycan’ın kontrolüne geçmiş ve Karabağ’da yaşayan yaklaşık 100–120 bin Ermeni’nin büyük bölümü Ermenistan’a mülteci olarak yerleşmek zorunda kalmıştı.

Dolayısıyla bu seçim, böylesine büyük bir yenilginin ardından, yenilgi sırasında iktidarda olan Paşinyan’ın popülaritesinin azalıp azalmadığının da bir testi niteliğindeydi. Aynı zamanda Azerbaycan’la yürütülen barış anlaşması süreci, Türkiye ile ilişkilerin normalleştirilmesi ve Rusya’dan uzaklaşıp Avrupa Birliği’ne yaklaşma politikaları gibi Ermenistan’ın orta vadeli geleceği açısından son derece önemli kararların devam edip etmeyeceğini belirleyecek bir seçim oldu.

Seçime katılım, bir önceki seçime kıyasla yaklaşık 10 puan artarak %58’e ulaştı. Bu da Ermenistan’daki seçmenlerin seçime verdiği önemin bir göstergesi oldu.

İktidardaki Paşinyan’ın Sivil Sözleşme Partisi, oyların %49,87’sini alarak yeniden meclisin birinci partisi oldu. Geçen seçimlere göre oy oranında yaklaşık 4 puanlık bir düşüş yaşandı. Parti 64 milletvekili çıkardı; bu da önceki döneme göre 7 milletvekili kaybı anlamına geliyor. 105 sandalyeli mecliste bu sayı tek başına çoğunluk için yeterli olsa da, Azerbaycan’la yapılması planlanan anlaşma kapsamında gündeme gelebilecek anayasa değişiklikleri için yeterli değil.

Azerbaycan’ın öne sürdüğü koşullardan biri, Ermenistan Anayasası’ndaki kaybedilen topraklara ilişkin ifadelerin değiştirilmesi ya da kaldırılması, ayrıca soykırımın tanınmasının anayasal bir yükümlülük olmaktan çıkarılması. Böyle bir anayasa değişikliğinin meclisten geçebilmesi için üçte iki çoğunluk, yani en az 70 milletvekili gerekiyor. Paşinyan’ın elinde ise 64 milletvekili bulunuyor. Dolayısıyla yalnızca kendi grubuna dayanarak anayasa değişikliği yapması şu aşamada mümkün görünmüyor. Aradaki 6 milletvekili desteğini meclisteki diğer partilerden alıp alamayacağı ise şimdilik belirsiz ve pek olası görünmüyor.

Meclisteki ikinci parti ise milyarder iş insanı Samuel Karapetyan’ın liderliğindeki Güçlü Ermenistan Partisi oldu. Karapetyan; Ermenistan, Rusya ve Kıbrıs Cumhuriyeti vatandaşlığına sahip, genç yaşta Ermenistan’dan ayrılmış ancak ülkede çok büyük yatırımları bulunan bir iş insanı. Rusya ile yakın ilişkileriyle biliniyor. Güçlü Ermenistan Partisi seçimlere ilk kez katıldı ve oyların %23’ünü alarak ana muhalefet partisi konumuna yerleşti. Parti, Rusya ile ilişkilerin güçlü tutulmasını savunuyor.

Eski Cumhurbaşkanı Robert Koçaryan’ın ve Taşnak Partisi’nin oluşturduğu Ermeni İttifakı ise oyların %9,94’ünü aldı. Koçaryan açısından bu sonuç büyük bir hezimet olarak değerlendiriliyor. Çünkü geçen seçime göre yaklaşık 11 puan kaybetti ve bu oyların önemli bölümü Samuel Karapetyan’ın partisine yöneldi. Mecliste Ermeni İttifakı 12, Güçlü Ermenistan Partisi ise 29 milletvekiliyle temsil ediliyor.

Meclise giremeyen, %4 seçim barajının altında kalan çok sayıda parti bulunuyor. Buna rağmen meclise giren partiler dikkate alındığında, Rusya’ya daha mesafeli durmayı, Avrupa Birliği ile yakınlaşmayı, Azerbaycan’la barışı ve Türkiye ile ilişkilerin geliştirilmesini destekleyen seçmenlerin toplamı seçmen kitlesinin yaklaşık yarısını oluşturuyor. Buna karşılık Rusya ile yakınlaşmayı savunan partiler mecliste yaklaşık %31’lik bir seçmen desteğine sahip. Meclis dışında kalan Rusya yanlısı partilerin de yaklaşık 3–4 puanlık bir seçmen desteği bulunuyor.

Ermenistan seçimleri hem Rusya, hem Türkiye hem de ABD tarafından yakından izlendi. Trump’ın Paşinyan’a verdiği destek ise bu seçimde Paşinyan açısından bir yük oluşturmuş görünmüyor. Avrupa’da Trump desteği birçok aşırı sağ parti için olumsuz bir etki yaratırken, Ermenistan’da Paşinyan’ın seçmen desteğinde böyle bir olumsuzluk gözlenmedi.

Öte yandan seçim sonuçları, Karabağ’ın kaybı sonrasında Azerbaycan’la barış, Türkiye ile normalleşme ve Avrupa Birliği’ne yakınlaşma politikalarının seçmenlerin en az yarısı tarafından desteklendiğini gösterdi. Bu da Ermenistan’ın geleceği açısından önemli bir tablo ortaya koyuyor.

Ermenistan’daki tarafsız siyasi gözlemcilere göre muhalefetin en büyük hatası, Rusya’ya yönelen bir siyaset izlemesi oldu. Rusya’yı arkasına alan ve Moskova ile güçlü ilişkileri önceleyen bu yaklaşımın seçmen nezdinde ciddi tepki yarattığı ifade ediliyor.

Diğer yandan Paşinyan’a oy veren seçmenlerin bir bölümü Karabağ’ın kaybı ya da Azerbaycan’la barış sürecini güçlü biçimde desteklemese de, Karapetyan ve özellikle Koçaryan gibi muhalefet liderlerine yönelik çok ciddi bir tepki taşıyor. Koçaryan, 2018’e kadar Ermenistan’ı yöneten eski çıkar ağlarının ve ülkenin uzun yıllar yaşadığı yoksullaşmanın sorumlularından biri olarak görülüyor.

Karapetyan’a yönelik de önemli bir güvensizlik olduğu belirtiliyor. Çok büyük bir iş insanı olmasına rağmen nasıl bir siyasi hedef izlediğinin tam olarak bilinmediği, Rusya ile yakın ilişkilerinin ise seçmenin bir bölümünü rahatsız ettiği ifade ediliyor. Hatta bazı yorumlarda Karapetyan, Gürcistan’da perde arkasından etkili olduğu söylenen Rusya bağlantılı Gürcü milyarder Bidzina İvanişvili’ye benzetiliyor. Bu benzetme de Karapetyan açısından önemli bir dezavantaj olarak değerlendiriliyor.

Seçim öncesinde Paşinyan’a yönelik otoriterleşme eleştirileri de gündeme geldi. Human Rights Watch’un eski direktörü, X hesabından yaptığı paylaşımda bu konuya dikkat çekti. Muhalefet liderlerine yönelik soruşturmalar özellikle vurgulandı. The Guardian’ın dünkü değerlendirmesinde de bu konuya kısaca değinildi.

Örneğin, Güçlü Ermenistan Partisi’nin lideri Samuel Karapetyan, partiye liderlik etmeyi sürdürmesine rağmen hakkında darbe girişimi iddiasıyla açılan soruşturma nedeniyle ev hapsinde bulunuyor. Seçim kampanyasını büyük ölçüde oğlu yürüttü; kendisi ise yalnızca evinden sürece katılabildi. Karapetyan’ın açıklamasına göre, lideri olduğu ittifakın 75 üyesi şu anda tutuklu bulunuyor ya da haklarında açılan davalar kapsamında yargılanmayı bekliyor.

Ö.M.: Gözaltında olabilirler evet.

A.İ.: Burada gözlemciler, Paşinyan’ın seçim sürecindeki tutumuna ilişkin otoriterleşme riskine dikkat çekiyorlar. Diğer taraftan Rusya’nın seçimlere müdahale ettiği iddiası da sıkça dile getirildi ve bu iddiaları destekleyen bazı bulgular olduğu belirtiliyor.

Karapetyan’ın partisinden 75 kişinin tutuklanmasına gerekçe gösterilen suçlamaların başında, para karşılığında oy kullandırmaya çalışıldığı iddiası yer alıyor. Bunun da Rusya bağlantılı bir organizasyon üzerinden gerçekleştirildiği öne sürülüyor.

İlginç olan nokta ise şu: Rusya’nın müdahalesine ilişkin çeşitli göstergeler ve deliller bulunduğu ifade edilirken, Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü de Avrupa Birliği’nin seçimlere açık biçimde müdahale ettiğini ve bunun seçimlerin meşruiyeti üzerinde gölge oluşturduğunu savundu.

Avrupa Birliği’nin seçim sürecine etkisi olduğu yönündeki değerlendirmeler de bulunuyor. Ancak bunun, seçmenleri para yoluyla etkilemeye yönelik bir müdahaleden ziyade siyasi destek niteliğinde olduğu belirtiliyor. Nitekim Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, seçimlerin ardından Ermenistan’a 50 milyon avroluk destek sağlanacağını açıkladı.

Bir diğer önemli sorun ise Karabağlı mültecilerin durumu. Bu mültecilerin önemli bir bölümüne hâlâ Ermenistan vatandaşlığı verilmiş değil. Seçim kampanyası sırasında Paşinyan ile bazı Karabağlı mülteciler arasında sert tartışmalar yaşandığı görüldü. Bu durum kamuoyunda da tepki çekti. Özellikle bazı mültecilere, "Orada mücadele edip direnmeyip orayı bırakıp geldiniz, şimdi kendi başınızın çaresine bakın." anlamına gelen ifadeler kullanması dikkat çekti.

Bunlar, Paşinyan’ın popülerliğinde belirgin bir düşüşten ziyade, kamuoyunda bazı soru işaretleri oluşmasına neden olan gelişmeler olarak değerlendirilebilir.

Bununla birlikte seçim sonuçları, Paşinyan’ın mecliste rahat bir çoğunluğa sahip olduğunu ve programının önemli bir bölümünü hayata geçirebilecek siyasi gücü koruduğunu gösteriyor.

Gündemdeki önemli projelerden biri de kamuoyunda zaman zaman "Trump Trip" olarak anılan, Nahçıvan ile Azerbaycan arasında Ermenistan üzerinden geçecek demiryolu ve karayolu bağlantısı projesi. Yaklaşık 40 kilometrelik bu koridor, aynı zamanda Türkiye ile bağlantıyı da sağlayacak. Proje, Amerika Birleşik Devletleri’nin destek verdiği ulaşım girişimlerinden biri olarak değerlendiriliyor. Hürmüz Boğazı’nın giderek daha riskli bir ticaret güzergâhı hâline gelmesi nedeniyle, 2035 yılına kadar tamamlanması hedeflenen bu hatla Orta Asya’nın Azerbaycan, Ermenistan, Nahçıvan ve Türkiye üzerinden Avrupa’ya bağlanması amaçlanıyor. Böylece Hürmüz Boğazı’nın Asya’ya yönelik enerji sevkiyatındaki stratejik öneminin kısmen azalması da öngörülüyor.

Öte yandan Ermenistan ekonomisinde son dönemde dikkat çekici bir büyüme yaşanıyor. Bu büyümenin önemli kaynaklarından biri, Rusya’dan ayrılarak Ermenistan’a yerleşen orta ve üst gelir grubuna mensup Rus vatandaşları olarak gösteriliyor. Sayıları tam olarak bilinmese de, Ermenistan’ı yakın dönemde ziyaret eden gözlemcilerin ortak değerlendirmesi; özellikle Erivan ve Gümrü’de tüketimin belirgin biçimde arttığı, ekonomik canlanmanın ve refah artışının günlük yaşamda açıkça hissedildiği yönünde.

Ö.Ö.: Bunlar muhalif Ruslar herhalde?

A.İ.: Evet, muhalif Ruslar.

Ö.Ö.: Ben Türkiye’den de hatırlıyorum. Ukrayna savaşının ilk aylarında, savaşı protesto eden çok sayıda Rus Türkiye’ye gelmişti. Ancak burada yaklaşık altı ay kadar kalabiliyorlardı. Daha sonra ise, Rusça konuşabildikleri ve uyum sağlamalarının daha kolay olduğunu düşündükleri için Gürcistan ve Ermenistan’a gitmeyi tercih ediyorlardı.

A.İ.: Evet. Bunlar, Putin’in Ukrayna savaşını reddeden ya da bu savaştan rahatsız olan Rus orta sınıfına mensup kişilerdi. Çok yoksul bir kesim değillerdi; hatta Rusya’daki faaliyetlerini ve işlerini uzaktan sürdürme imkânına sahip olmaları da muhtemeldi.

Rusya açısından bu kişilerin Ermenistan’da yaşıyor olması da çok aykırı bir durum değil. Çünkü Rusya hâlâ Ermenistan’da bir askerî üsse sahip. Aynı zamanda Ermenistan’la çok önemli ekonomik destek ve iş birliği anlaşmaları bulunuyor. Rusya Dışişleri Bakanı da Ermenistan’ın Rusya’ya karşı tavır almaya devam etmesi ve Avrupa Birliği’yle daha fazla yakınlaşması hâlinde bu desteklerin sona erdirilebileceğini bir tehdit olarak dile getirdi.

Unutmamak gerekir ki Ermenistan, ucuz doğal gaz temininin yanı sıra başka finansman alanlarında da hâlâ Rusya ekonomisine büyük ölçüde bağlı bir ülke. Bakalım önümüzdeki dönemde Paşinyan, anayasa değişikliği konusunu meclise getirip farklı bir yöntemle ya da bazı milletvekillerinin desteğini alarak bu değişikliği gerçekleştirebilecek mi? Yoksa Azerbaycan, barış anlaşması için öne sürdüğü bu koşuldan vaz mı geçecek? Bunları önümüzdeki günlerde göreceğiz.

İsterseniz Ermenistan’dan hızla başka bir ülkedeki seçimlere geçelim. Peru’da seçim sonuçları henüz kesinleşmedi ancak son derece başa baş bir yarış devam ediyor. Yaklaşık bir saat önce baktığım verilere göre sandıkların %95’i açılmış durumda. Solun adayı Roberto Sánchez, oyların %50,12’sini alarak sağın adayı Keiko Fujimori’nin önünde görünüyor. Fujimori’nin oy oranı ise %49,88.

Dün öğle saatlerine kadar Keiko Fujimori seçim sonuçlarında önde gidiyordu. Ancak taşradan, uzak bölgelerden ve Peru’nun ücra köylerinden gelen sandık sonuçlarıyla birlikte Roberto Sánchez’in oyları adım adım artmaya başladı. Açılan her %1’lik yeni sandık dilimiyle birlikte Sánchez’in oy oranı yükseldi ve şu anda %50,12’ye ulaşmış durumda. Bu gidişle seçimi %50,2 ya da %50,4 civarında bir oy oranıyla kazanma ihtimali güçlü görünüyor.

Şunu da hemen hatırlatalım: Peru’da solun adayı ilk kez 2021’de Pedro Castillo olmuş ve Castillo, yine Keiko Fujimori’ye karşı oyların yalnızca %50,13’ünü alarak seçimi kazanmıştı.

Çok ilginç biçimde, 2021 ve 2026 seçimlerinde sol ile sağ arasındaki oy dağılımında neredeyse hiçbir değişiklik görünmüyor. Yalnızca katılım oranının ne olduğunu henüz bilmiyorum. Buna rağmen bu olağanüstü benzerlik bana son derece anlamlı geliyor.

Mevcut verilere göre Roberto Sánchez seçimi kazanırsa %50,12 oyla seçilmiş olacak. Beş yıl önce, 2021’de, onun desteklediği ve siyasi çizgisini sürdürdüğü Pedro Castillo da %50,13 oyla seçilmişti. Bu durum, Peru’da son derece dikkat çekici ve hâlâ çözülememiş büyük bir siyasal kutuplaşmanın bulunduğunu gösteriyor.

Ö.M.: Peru tam ortasından ikiye bölünmüş durumda.

A.İ.: Evet, öyle. Bu, Keiko Fujimori’nin cumhurbaşkanlığı seçimlerindeki dördüncü adaylığı. Babası Alberto Fujimori ise hâlâ hapiste bulunuyor.

Ö.M.: Babası, yolsuzluk ve çeşitli suçlardan hüküm giydiği için hâlâ hapiste bulunuyor.

A.İ.: Yolsuzluğun ötesinde insanlığa karşı suçtan.

Ö.M.: Evet insanlığa karşı suç; uluslararası mahkemelerde yargılandı.

A.İ.: Babası, yolsuzluk suçlarının yanı sıra özellikle yerli halka yönelik zorla kısırlaştırma politikaları, katliamlar ve insanlığa karşı suçlar nedeniyle de ceza almış durumda.

Roberto Sánchez ise Pedro Castillo’nun siyasi çizgisini sürdüren, kamuoyunda çok tanınan bir siyasetçi değil. Ancak gözlemcilere göre seçmenler, Roberto Sánchez’i desteklemekten ziyade Keiko Fujimori’nin temsil ettiği otoriter sağ siyasete karşı bir baraj oluşturma isteğiyle hareket ettiler.

Peru’da ortaya çıkan tablo son derece parçalanmış bir siyasal yapıya işaret ediyor. Şunu da belirtmek gerekir ki Keiko Fujimori ilk turda oyların %17’sini, Roberto Sánchez ise yalnızca %12’sini aldı. Yani ikinci tura kalan iki adayın ilk turdaki toplam oy oranı yüzde 30’a bile ulaşmıyor. Geriye kalan oylar ise her biri %10’un altında kalan yaklaşık 10 farklı aday arasında dağılmış durumda.

Bu parçalı siyasal tablonun bir diğer sonucu da Roberto Sánchez’in seçilmesi hâlinde mecliste çoğunluğa sahip olamayacak olması. Keiko Fujimori’nin partisi meclisteki en büyük grubu oluşturuyor.

Zaten Pedro Castillo’nun iktidarının başarısız olmasının temel nedenlerinden biri de buydu. Castillo, meclisi devre dışı bırakmaya yönelik girişimi nedeniyle bir tür darbe teşebbüsünde bulunduğu iddiasıyla görevden alındı ve ardından tutuklandı. Meclis ile yürütme arasındaki tıkanıklık, iktidarın işleyişini büyük ölçüde felç etmişti.

Öte yandan meclisin yaklaşık üçte ikisini oluşturan milletvekilleri hakkında çeşitli yolsuzluk soruşturmaları bulunduğu da belirtiliyor.

Ö.Ö.: Bu bölünmüşlüğü zaten ilk tur seçim sonuçlarında da gördük. İkinci turda ise doğal olarak yalnızca iki aday kaldığı için seçmenler ister istemez iki seçenekten birini tercih etmek durumunda kaldılar. Yani tercih, "ya şu ya bu" noktasına geldi.

Seçime katılım oranında ise belirgin bir fark olup olmadığına ilişkin kesin veriler henüz açıklanmış değil.

A.İ.: Bunu henüz öğrenemedim çünkü sonuçlar tamamlanmadı. Sandıkların %95’i açılmış durumda ve henüz sayılmayan sandıklardaki katılım oranları da açıklanmadı. Dolayısıyla kesin katılım oranını gelecek hafta ya da bugün-yarın öğrenebileceğiz.

Bir de şunu unutmamak gerekir: Solun adayı Roberto Sánchez’in hemen arkasında, oyların %11,9’unu alan Lima’nın eski belediye başkanı Rafael López Aliaga bulunuyordu. Aliaga, yalnızca %0,2 daha fazla oy almış olsaydı Peru’daki ikinci tur, Keiko Fujimori ile aşırı sağın adayı Rafael López Aliaga arasında yapılacaktı.

Böyle bir ihtimal de vardı. López Aliaga; El Salvador Devlet Başkanı Nayib Bukele’ye hayranlığıyla bilinen, aşırı sağcı ve ırkçı söylemleriyle öne çıkan bir siyasetçi. Bukele’ye yönelik bu hayranlık yalnızca Güney Amerika’daki aşırı sağ çevrelerde değil, Avrupa’da da yayılmaya başlamış durumda.

López Aliaga, oyların %11,9’unu alarak ikinci tura kıl payı kalamadı. Yani seçim sonucunun ne kadar rastlantısal ve küçük oy farklarına bağlı olduğunu da belirtmek gerekiyor.

Ö.M.: Süreyi de maalesef bitirdik.

A.İ.: Evet, Peru’nun ardından gözler Kolombiya’ya çevrilecek. Kolombiya’da cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ikinci turu 21 Haziran’da yapılacak.

Bu seçimlerde aşırı sağın adayı Espriella, 31 Mayıs’ta yapılan ilk turda oyların %43,7’sini alarak birinci sırada ikinci tura kaldı. Kamuoyu yoklamalarının uzun süre birinci çıkacağını öngördüğü solun adayı Iván Cepeda ise oyların %41’ini aldı. Cepeda, mevcut Cumhurbaşkanı Gustavo Petro’nun siyasi çizgisini sürdüren isim olarak görülüyor.

21 Haziran’daki ikinci tur öncesinde Espriella’nın önemli avantajları bulunuyor. Trump hayranı olarak bilinen Espriella, "Kaplan" lakabını kullanıyor ve sosyal medyayı oldukça etkili biçimde değerlendiriyor.

Öte yandan Gustavo Petro dönemindeki sosyal reformların dağınık biçimde yürütüldüğü yönündeki eleştiriler ve Petro’nun kutuplaştırıcı olarak değerlendirilen üslubuna duyulan tepki, özellikle sağ ve merkez seçmenlerin aşırı sağ adaya yönelmesine neden olmuş görünüyor.

Bakalım Iván Cepeda ikinci turda bu farkı kapatabilecek mi? Şimdilik bunun zor olduğu izlenimi var. Ancak sonuç büyük ölçüde seçime katılım oranına bağlı olacak. Bunu da 21 Haziran’daki ikinci turun ardından değerlendireceğiz.

Ö.Ö.: "Yaşam İçin İttifak" sloganını benimsediler. Bu kez seçim kampanyalarını da bu slogan üzerinden yürütüyorlar.

Ö.M.: Onu da önümüzdeki hafta konuşma fırsatı buluruz diye umuyorum. Peki çok teşekkür ederiz.

A.İ.: İyi günler!

Ö.M.: Hoşçakal!

Ö.Ö.: Görüşmek üzere.